31 Aralık 2010 Cuma

Wroclaw Güncesi (25.09.2010 /14:20):
Annemlerin sınırda gelebilecekleri son yere kadar gelerek beni uğurlamasıyla beraber  uzun süreceğini düşündüğüm yurtdışı maratonu başladı. Önce Amca’mın tavsiyesi üzerine İşbankası kartı sahiplerini ücretsiz olan yere yemek yemeye yukarı çıktım, ancak yalnızca İşbankası kredi kartı sahiplerine ücretsiz, diğerlerine 50 TL olduğunu öğrenince geri aşağı indim ve daha az fiyatlara kazıklanarak bir şeyler yedim. Sonrasında güzel bir uçakta yolculukla Münih’e doğru yola çıktım. Uçak güzeldi ancak şansıma acil çıkış kapısının önündeki koltuğu seçmiş olduğumdan koltuğum geriye yaslanamıyordu, dolayısıyla istediğim gibi uyuyamadım, öbür uçakta daha fazla uyurum diyerek kendimi avuttum ve Münih’e vardım

Münih havaalanında biraz dolanmacanın ardından kimselerin uğramadığı ufak bir pasaport noktasından geçerek Wroclaw’a gidecek olan uçağımın kalkacağı noktayı buldum. Biraz beklemenin ardından bizi otobüsle alıp ufak uçağımıza götürdüler. Ancak bu şirin görüntülü LOT havayoluna ait uçak inanılmaz gürültülüydü, aklıma Ankara’daki eski kırmızı belediye otobüslerini getirdi (onlardan bile gürültülüydü). Gürültülü olmasının yanında çok da titriyordu. Tabi sonrasında uyku da yalan oldu. Diğer bir beklenmedik nokta da uçuş görevlilerimizden birinin erkek olmasıydı, yani “host”. Üstelik adam bana içecek ikram ederken “Tıy?” dedi, “lan bende ‘tıy’ı anlayacak tip mi var?” diye soracaktım da vazgeçtim.

Wroclaw havaalanından beni hoş bir kız aldı, azıcık çevreyi dolaştırdı, aylardır yazıştığım Bayan Ewa’yla tanıştırdı, McDonalds’a götürdü, yurda yerleştirdi ancak sonrasında arkadışının düğünü olduğunu bahane ederek gitti ve Pazartesi (3 gün sonra) döneceğini söyledi. Ben de şimdi bu 3 günün ilkindeyim.

Güne internet için gerekli kablonun yurt tarafından “ikram edilmeyeceği” öğretilerek başladım, böyle düşünmemin saçma olduğunu düşünen ve hissettiren bir Polonyalı öğrenci tarafından… Kendisi bana nerden kabloyu alabileceğimi açıkladı ancak benim için bu çok havada kaldı. Sonrasında bu kablo da dahil biraz alışveriş yapmak üzere otobüse binmek için durakların olduğu noktaya gittim ancak hala sudan çıkmış balık gibi olduğumdan hiçbir şey hakkında fikrim yoktu (hala da çok az var). Otobüs binmek için nakit mi bilet mi gerektiğini bile bilmiyordum. Orda bekleyen Hintli görüntülü birine danıştım, çocuk Sudi Arap çıktı, çok da yardımcı olmadı. Kara kara düşünmeye devam ederken Artur adında biriyle tanıştım. Kendisi hangi biletleri almam gerektiğini açıkladı ve beni alışverişi yapmam gereken yere kadar götürdü. Yalnız giderken hangi otobüse bindiğimize dikkat etmediğimden ve kendisine geri dönmek için hangi otobüse binmem gerektiğini sormayı unuttuğumdan bunu duraktakilere sordum ancak sorduklarımdan kimse yanıtlayamadı, en sonunda beni havaalanından alan kızı aradım ve doğru tramvaya binip yurda döndüm.  Alışverişte eksiklerimin çoğunu giderdim ve toplamda yaklaşık 93 PLN’lik alışveriş yaptım, meyve ve sebzeler de aldım, burada tropik meyveler çok ucuzmuş. Ancak hala zücaciye malzemelerim, askım, bulaşık/çamaşır deterjanlarım ve diş fırçam yok, en önemlisiyse hala internet bağlantım yok. Pazartesi geleceği söyleniyor.

Lehler hakkında konuşmak için erken olsa da 2 günlük gözlemlerime göre İngilizce bilme düzeyleri ortalarda (orta yaş üstündeyse çok aşağıda), dillerinin çok zor olduğunu iddia ediyorlar ve dillerini ve kültürlerini öğretmeye hevesliler.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder