5 Ocak 2011 Çarşamba

İtalya

Yakın geçmişte bir İtalya turu gerçekleştirdik. Gidişimizi wizzair'la Katowice'den Roma'ya, dönüşümüzü de Ryanair'la Milan'dan Wroclaw'a yaptık. Avrupa'da gezmeyi kafaya koymuşsanız bu ucuz hava yolları sizin vazgeçilmez dostlarınız olacak.

Kalacak yer olarak da en başta hostel yerine CouchSurfing düşündük. Ancak 2 tane kız değil de 2 tane kazık gibi erkek olduğumuzdan *mına soktuğumun orospuçocuğu azgın erkeklerin hiçbiri isteklerimizi kabul etmedi, biz de hostel ayarlamak zorunda kaldık. Bu vesileyle de CouchSurfing'in gerçek yüzünü görmüş oldum. *mına koduğumun seks manyağı dombilileri. Neyse, herkes ikinci şansı hak eder. CS'ye bir şans daha vereceğim.

Katowice'de tren istasyonuyla havaalanı arasında otobüsler var. Ancak gece vakti saatleri düzenli değil, yani her saat var diye düşünmeyin. Ücret de sanırım 20 PLN idi (10 TL). Bir de istasyonun doğru kapısında çıkmanız lazım çünkü 2 kapısı var. Böyle çıktığınızda önünüzde meydan gibi geniş bir alan varsa doğru yerdesiniz demektir.
Şehir arasında trenle dolaştık. İtalya'da ucuza trenle seyahat etmek istiyorsanız Regional trenlerinden şaşmayacaksınız. Bilet almak büyük ya da popüler şehirlerde sorun olmuyor, dokunmatik makinelerden rahat rahat alabiliyorsunuz. Yalnız (benim örneğimde Siena'da olduğu gibi) bazı yerlerde bu dokunmatik makineler yok bu yüzden biletinizi paşa paşa gişelerdeki yarı İngilizce yarı İtaylanca konuşan İtalyanlardan almanız gerekebilir. Eğer gezinizin toplamında 4'ten fazla tren yolculuğu yapmanız gerekmiyorsa İnterrail tarzı şeylere para ödemenizin bir anlamı yok.

Lafı daha da uzatmadan asıl konumuz olan İtalya'nın şehirlerine geçelim:

Roma: Çok güzel açık hava müzesi gibi bir şehir. Müzeleri çok pahalı ve genelde öğrenci indirimi yok. Yalnızca Avrupa Birliği vatandaşı olanlar ve 25 yaşın altında olanlar için indirim var ki bunu da hala aklım almıyor.

İçine parayla girilen antik kalıntı alanlarının çok da görülmeye değer olduğunu sanmıyorum. Sırf şehirde dolaşmak bile zaten insanda oralardan içeri girdiğinizde yaşayacağınız hissin aynısını hissettiriyor. Bence giriş parası yalnızca Collesium’a verilmeli. Vatikan Müzesi’ni de gidenler çok övüyor ancak giriş 15 Avro, değer mi bilmiyorum. Bir de belki Ulusal Müze’si için giriş parası verilebilir, orası daha ucuzdu. İçine tatil arkadaşım yüzünden giremediğim için kesin bir şey diyemiyorum. Yalnızca Ulusal Müze’lerin genel olarak görülmeye değer yerler olduğu düşündüğüm için böyle söylüyorum.

Kaldığımız hostel  (Dreamin Rome Hostel) gayet iyiydi. Çalışanlar çok yardımseverdi ve şansımıza bizimle kalanların çoğunun anadili İngilizceydi. Tek sıkıntısı bazen bilgisayar bulmanın zor olmasıydı. Hostelin konumu da çok güzeldi, Collesium’a yürüyerek 20 dakika uzaklıktaydı.

Tüm bunların yanında, Roma’dan öğrendiğim en büyük şey cüzdanın daha önceden düşündüğüm gibi “kendi kendini korumadığı”. Yani “nasıl olsa bir şey olmaz” mantığının bir yere kadar geçerli olduğu…

Floransa: Roma’ya göre oldukça ufak ancak yine Roma gibi çok güzel bir şehir. Sadece “görme” için gidilirse bir günden az zamanda bütün önemli yerleri gezilebilir. Ancak buraya kadar gelip de Uffizi Müzesi’ne ve Galleria Academi’ye girmemek de eşeklik olur, sanatla ne kadar az ilgileniyorsanız ilgilenin. Zira buralar yalnızca İtalya’nın değil dünyanın sayılı müzelerinden, Rönesans’ın başladığı şehrin müzeleri sonuçta. “Cidden ben hiç anlamam sanattan” diyorsanız siz de benim gibi gitmeden konuyla ilgili bir kitap alın, okuyun ve müzelere öyle gidin, ama mutlaka gidin.

Floransa’da bir gece gece kulübüne de gittik ancak adını hatırlamıyorum maalesef (House olma olasılığı var). Aklımda kalanlar girişinin kızlar için 10, erkekler için 15 avro olması, bizim bunu 10 avro’ya düşürmemiz, pazartesi gecesi olmasına rağmen tıklım tıklım olması ve içerisinin Afrika zencisi kaynamasıydı.
Hostelimiz de (B&B Mansion) gayet sosyal, şehir merkezinde hoş bir yerdi. Ancak yatakları çok rahatsızdı.

Pisa: Çok araştırma fırsatım olmadı ancak (kısa süreliğine de olsa) gidip gördüğüm ve daha öncesinden duyduğum kadarıyla ünlü kulesi dışında çok bir şeyi yok. Anatolian Kebab adında, fiyatları Türkler için bile yukarı yuvarlayan bir Türk kebapçısı var o kadar...

Siena: Pisa kadar ünlü olmasa da bence Pisa’dan daha görülesi bir şehir. Çok güzel dar sokakları ve turuncumsu bir genel rengi var. Sokaklarında dolaşmak gerçekten çok keyifli.  Sanki Venedik’in karaya kurulmuş hali gibi… Yalnız Venedik’in aksine dolaşması yorucu çünkü şehir genelde yokuş. Fazla zamanınız yoksa Pisa’yla Siena’ya aynı gün içinde gidilebilir. Üstelik ikisi de Floransa’ya çok yakın.

Venedik: Ününü hak eden bir şehir. Çok güzel kanallarla çevrili, bir o kadar güzel binaları ve köprüleri olan bir şehir. Yine yalnızca “görme” için gidilirse bir günden az bir sürede bitirilebilir çünkü şehirde görülecek özel bir yer yok, şehrin kendisi özel. Ancak tadını çıkarayım derseniz tabi ki bir gün yetmez, kaç günün yetebileceği de size kalmış, tabi bir de bütçenize…

Kaldığımız hostelimizin (ca contarini) konumu gayet güzel tam merkezdeydi. Ancak hostelin idarecileri çok hoş insanlar değildi. Saat akşam 10’dan sonra hostel huzurevine dönüyordu; 10’dan hostelin ortasındaki sosyal odada oturmak yasaktı. Kahvaltı vermede de zorluk çıkardılar. Anca “ufak” bir tartışmadan sonra kahvaltımızı alabildik. Rezervasyon yaptırırken kahvaltı var gözüküyordu fakat sabah bize kahvaltının yalnızca “özel” odalar için olduğunu söylendi, tartışma da buradan çıktı. Gerçi daha sonrasında bilgisayarlarını kullanmamıza izin verdiler ancak bu, onları gözümde kurtarmaya yetmedi.

Bir diğer ilginç anekdot da tren istasyonunun turist bilgilendirmesindeki (info) kadının Türkçe bilmesiydi. Meğer İzmir Karşıyaka’da büyümüş bir İtalyan’mış...

Milano: Yalnızca birkaç saat görebildik. Pisa’da olduğu gibi gitmeden duyduğum ve kısa süreliğine gördüğüm kadarıyla moda veya alışverişle ilgilenmiyorsanız şehir merkezi (Duomo) dışında ilginizi çekecek çok bir şey yok. İlgileniyorsanız çok şey var. Bir de tabi bolca tiyatro ve konser salonu var.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder